Mütemadiyen işe geç gelen, geç geldiğinde etrafına selam vermeyen veya gönülsüzce ne dediği anlaşılmadan günaydın diyen, etrafındakileri tam dinlemeden saldırıya geçen, durmadan oflayıp puflayan, hiçbirşeyden tatmin olmayan, patronlarına kin besleyen, kafasında kurduğu şeylere inanıp karşısındakine tavır koyan, hayatı kendisinede çevresinede zehir eden, yanlızlığı seçen, bekarsa çok eşlilikten yanayım diyip tek eşi bile bulamayan, burcu terazi olmayıp dengesiz hareketler sergileyen, sosyalleşiyorum zannedip sadece içmeye giden, herşeye söyleyecek bir çift sözü olan, artist artist yürüyen, sevgi veya saygıyı suistimal eden, fikir sorulduğunda durmadan eleştiren, eleştirmeyi dozunda bırakmayıp hakaret boyutuna getiren, etrafındakileri düşünmeden hareket eden biri….
Her haftasonu olduğu gibi Halil Ağın, Ali Çınkı ve ben çalışmak için ofise geldik. Kızılayın trafiğe kapalı olmasından dolayı ben biraz geciktim. Halil Ağın dün öğlen 12:00′dan beri yemek yemediğini, muazzam bir kahvaltı yapmak istediğini söyleyince dışarı çıkıp yakınlarda kahvaltı veren bir yere gidip oturduk. Kahvaltı da sohbette muazzamdı her ikisine teşekkür ederim.
Sohbet ederken konu “ben gidersem işler durur” zihniyetinde olan ekip elemanlarına geldi ve anılar anlatıldı. Burdan yola çıkarak bir yazı yazasım geldi nedense!
Yazının başlığınıda Zaman yazarlarından A. Turan Alkan’ın yazmış olduğu “Terhisi gelmiş bölük yazıcısı sendromu” undan esinlerek koydum. Yazıda bir askerlik anısını paylaşmış;
Bizim bataryanın bir yazıcısı var; uyanık bir onbaşı. Bunun terhisi yaklaşınca ayranı kabardı, “Bak asteğmenim, ben gittiğim gün bu bölükte işler şak diye durur, görürsünüz” diye kasım kasım kasılıyor. Nitekim terhis oldu; batarya başçavuşu bunun yerine okuma-yazması olan bir çiçeği burnunda onbaşı getirdi ve hayrettir işler yine eskiden olduğu gibi tıkır tıkır yürümeye devam etti!
Haa, dedik o zaman, demek ki böyle oluyormuş. O günden beri, “Ben gidersem işler hepten yatar?” şeklindeki kostaklanmalara ben “Terhisi gelen bölük yazıcısı sendromu” ismini verdim. Siyaset bilimine nâçiz bir armağanımdır; fedâ olsun (Bizde daha neler var…)
Bende bunu gitme zamanı gelen ekip üyesi sendromu olarak değiştirmek istiyorum. Buda proje yönetimi camiasına benim armağanım olsun:)
Biz bir aileyiz denmesinden hiç haz etmediğimi daha önceki yazılarımdan birinde belirtmiştim ve ekip olmanın daha anlamlı olduğunu söylemiştim. Şimdide ekip arasındaki çürük elmaların nasıl davrandığına değineyim biraz.
Herşey yolundadır işler tıkır tıkır işliyordur taki ekipte yer alan birinin “ulen ben olmasam sıçtınız” demesine kadar. Neden sıçalım hocam? demeyin sakın yaptığı her bir haltı ballandıra ballandıra ve uzun uzun anlatmaya başlar.
Böyle adamlara yakın geçmişte yaşanan bir olayı hatırlatmakta fayda var heralde, Polonya devlet erkanı uçak kazasında öldü de ülkemi battı? yokmu oldu? Bildiğim kadarı halen Polonya diye bir ülke var.
Gitme zamanı gelen ekip üyesinin bazı davranışları şöyledir;
- Gıcık herifin biridir
- Bildiğini kimseyle paylaşmaz
- Herşeyi kendi yapmaya çalışır
- Birşey sorduğunda eksik bilgi verir ve hata yapmana neden olur
- Etrafındakileri küçümser gözlerle süzer
- Kendisinin olmaması durumunda işlerin duracağını her fırsatta dile getirmeye özen gösterir
- Her toplantıda yöneticilerine bir sürü öneride bulunur ve hiçbirinin hayata geçmesine izin vermez
- Bir Fatih Terim veya Burhan Altintop gibidir diyebiliriz.
Eğer yukarıdakilerden bazılarını barındıran ekip üyeleriniz varsa yandınız demektir. Bu tiplerle çalışmak için büyük sabır sahibi olmanız lazım.
Daha yazacak çok şey varda bu kadar yeterli heralde.
Bu aralar tatile ihtiyacım olduğundanmıdır nedir herşeye gıcık olur durumdayım. Bunların başında da takip ettiğim blogların bazılarının altında yer alan hocam süpersin, sen büyüksün, ne dersen katılırım, yüzüme bile tükürsen umrumda değil sen herşeyin iyisini bilirsin yüzüme tükürmende de vardır bir hayır gibilerinden yorum yapan yalaka tayfası yer alıyor.
Tamam adamların belli bir deneyimi var ve herkes saygı duyuyor ama onlarda insan be kardeşim. Belki onlarda yanlış düşünüyor veya yorumluyordur. Her dediklerine her yaptıklarına yalakalık derecesinde onay vermekde kendi kişiliğine ve zekana hakarettir. Ayrıca bu tayfa taptıkları kişilere karşı yorum yapıldığında linç girişiminde bulunup sen ne anlarsın, haddini bil, karşındaki kim biliyormusun, hocamdan dahamı iyi bileceksin şeklinde yalakalığın bir üst levelınada atlayabiliyorlar.
Tecavüz mağduru Polyanna repliklerini duymuşsunuzdur;
- Birini mutlu etmek ne güzel bir duygu
- Kızlığımı kime verecem stresinden kurtuldum
- İyiki orgazım olmadım adım kötü kıza çıkardı,
- Cana geleceğine mala gelsin
- Oh be, ciğerlerim ferahladı valla
- İyiki dün ağda yapmışım yoksa adama rezil olacaktım
- Ömrü boyunca bu deneyimi yaşamayacak insanlarda var yazık
- Tecavüz etmediki ben verdim
- Teşekkür ederim size amcacığım. Tecavüze uğramış insanların neler hissettiklerini daha iyi anlamama yardımcı oldunuz. Binlerce teşekkür size…
Geçenlerde bir iş arkadaşım kızgın olduğum bir anda sakinleşmem için fıkrasını da anlatmıştı da şimdi unuttum:) Sonunda da iş yaşamında biraz polyanna’yı oynamak lazım demişti. İyi güzel de yukardaki replikleri bir kez daha okuyunca pek içinden gelmiyor . Gerçekten iş yaşamında bazen polyanna gibi olmak gerekiyormu bilmiyorum ama fazlasıda tecavüzün şiddetini artırır söylemedi demeyin.
Saygılar,
Bugün gerçekten kötü bir gün. İnsan 7 şehidimize mi yoksa İsrail’in yaptığı caniliğemi üzüleceğini şaşırıyor. Böyle bir zamanda öfkesini benim gibi çeşitli platformlarda dile getirmeye çalışan insanları savaş çığırtkanı, gazcı, faşist olarak nitelendiren kitleye öfkemden dolayı bu yazıyı yazmak istedim. Bunun adı ne faşistliktir nede canilik. Bu tepkiyi az biraz Milli Duygu’ya sahip her insan verir. Esas insanları sizler gaza getiriyor sizler tahrik ediyorsunuz bu tavırlarınızla. Tüm dünya ayaktayken, ister dinci ister kürt ister alevi ister ermeni ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan insalar bir devlet tarafından canice katledilirken sizler bilgisayarınızın başında pişkince sırıtarak akla hayale sığmayacak Milli Duygu’dan yoksun bir şekilde kendi rahatınızın ve kendi götünüzün derdine düşmüşsünüz. Bu faşizanlık değildir, bu savaş çığırtkanlığıda değildir bu onuruyla bugüne kadar varlığını sürdüren geçmişte yüzbinlerce şehit vererek kurulan bir ülkenin bayrağına ve milletine yapılmış bir saldırıdır. Bunun bilincinde olmayan sizler götünüzü başka bir yere park edin. Benim ülkemde sizin gibi götlere ihtiyaç yok.
Her hafta büyük bir heycanla Bloomberg HT’de izlediğim BBC Dragon’s Den’in Türkiye versiyonuda başlıyor. Yine Bloomberg HT’de yayınlanacak programın çıkış sloganı “Kendi İşine Sahip Olmayı, Varolan İşini Büyütmeyi Hiç Hayal Ettin mi?”. http://www.ddturkiye.com/ sayfasından başvuru almaya başlamışlar. Esas merak ettiğim ise bizim ejderlerimiz hangi milyonerler olacak? Belki bende yatırım alabilirim
Öncelikle projede yer alan herkesi tebrik ediyorum. Tek kelimeyle süper bir iş çıkarmışsınız. Peki “Doğa için çal” projesi nedir?
agaclar.net projenin çıkış noktasını şu şekilde özetlemiş “Doğa sorunlarının evrenselliği, doğanın insanlara mekan ve kaynak oluşuyla, müziğin evrenselliği ve insanların ortak dili oluşu arasındaki bağ, projenin çıkış noktası oldu”.
Şimdi gelinde şu enfes çalışmayı izleyin ve dinleyin.
Doga icin cal ! / Divane Asik Gibi - Official Video from Doga icin cal on Vimeo.
Proje hakkında daha detaylı bilgi almak için tıklayınız.
Geçen hafta üzücü bir olay nedeniyle memlekete gittim. Köyde zaman geçirmek çok zordur. Ya uyuyacaksınız ya da tarla,bağ,bahçe gezip çalışacaksınız. Ben 2. sini yaparak bağ bellemeye gittim!!! İlk denemem olmasına karşın köylülerin söylemesine göre şehir bebesine göre çok iyiymişim:)
Çay molası verdiğimizde facebook konuşulmaya başlandı. Ben olayın şaşkınlığını atamadan facebook oyunları, feyk hesaplar, profilindeki resimleri silmek istesen bile hiçbir şekilde silinmediği ve orda kaldığı ve bu yüzden kişisel resim paylaşımı yaparken dikkat edilmesi gerektiği konuşuldu. Ben nasıl ya siz nerden biliyorsunuz ey ahali bile diyemedim. Bu arada ekipte 50 yaşlarında olanlarda vardı.
Tabi bu olayda TV’nin büyük etkiside var. Her programda facebook muhabbeti dönerse bu adamlarda nedir lan bu facebook diyik girip bakar ve müptelasıda olurlar. Adamların normalde tarla sürmesi yetmiyormuş gibi farm ville ilede ürün yetiştiriyorlar.
Webrazzi “Derin Facebook İstatistikleri ve Türk Kullanıcıları” yazısına göre 21 milyon kullanıcısı ile Türkiye facebook kullanımında 4. sıradaymış. Yaşadığım bu olaydan sonra bu veriye inanmayıpda ne yapacaksın.
Yakında nufüs sayımlarını veya referandum ve seçimleri “liked” metodu ile yaparsak şaşırmam.
Bugün aldığım bir haberle çok sinirlendim ve buraya yazmak istedim. Yazıdan sonra ilgililerin beni arayacağınıda tahmin edebiliyorum ama şimdiden söylüyorum sakın aramayın!!!
Bir dava ve 2 taraf. Tarafların ise kendilerini haklı göstermek için çabalaması….
Tabiki doğal bir süreç diyebiliriz. Fakat!!! haklılığını hiç tanımadığın birisini haber vermeden şahit yazdırarak ispatlamaya çalışmak ne kadar doğru. Ayrıca konuya ilişkin bir bilgiye sahip olmayan birisini !!! Gitse bir dert gitmese bir.
Neyse fazla uzatmadan son kez söylüyorum. Artık bu işin cılkı çıktı. Bu konuyla ilgili ne bir mail nede görüşmek istemiyorum. Kimse bu konuyla ilgili olarak ne beni nede diğer arkadaşımı rahatsız etsin.
Nedemek istediğimi arif olanda olmayanda anlamıştır heralde. Allah hepinizin yolunu açık etsin.
Geçen haftalarda arkadaşımlarından birisi bir olay anlatmıştı. Web teknolojileri alanında faaliyet gösteren küçük bir şirketi büyükce bir şirket arayarak “Sizi çok duyduk çok iyi bir firmasınız bize şu konuda teklif verebilirmisiniz sizinle çalışmak istiyoruz” diyor. Hepimiz şaşırmıştık, nasıl olur bu şirketi sen nerden tanıyorsun diye hem şaşırdık hemde helal olsunda demedim değil. Sonuçta adam bir bilinirlik oluşturmuş dedim. Sonradan jeton düştü!
Aynı isimle faaliyet gösteren ve piyasada oldukca isim yapmış başka bir şirket daha var. Google amca’da arattığın vakit ikiside altlı üstlü çıkıyor. Telefonla arayan arkadaş büyük bir ihtimalle diğer şirketi aradığını zannediyor. Öncelikle arayan arkadaşa bir çift sözüm var. Hiç mi referanslara bakmazsın sen? Hadi işi bu şirkete verdin sonrada yöneticin durumu öğrendi ne olacak? Düşünmek bile istemiyorum.
Aynı isimle faaliyet gösteren bu şirkete tescilli markası olmasına karşın müdahale etmeyen diğer şirketede aç gözlerini demek istiyorum.
Şimdi gelelim esas başkasının adıyla piyasada prim yapmaya çalışan şirkete. İleride ne gibi durumlarla karşılacağını bilmeden güya uyanıklık yaparak başkasının müşterisine göz diken adam seni kötü günler bekliyor haberin olsun. Taklitçilik sağlığa zararlıdır.





